Wednesday, May 09, 2007

25-28 Mayis

HAYIRLI BIR IS ICIN ISTANBUL'A GELIYORUZ !

Evet hayirli bir is cunku ablam nisanlaniyor. Ama Xavier'in gelisi cok surpriz oldu. Nihayet bir firsatini bulup Istanbul'u gorecek...

Bu durumda nisan aksami evde olsak da geri kalan her ani Sultanahmet, Taksim ve Ortakoy'de gecirmek zorundayiz!! Tabii arkadaslarla... :))

Isin komigi Xavier benden 1 gun once geliyor, kendi kendine tanisacak bizimkilerle :) Korkma, yemezler seni, bak ben senin ailenle tanistim onlar beni yemedi, diyince "I am not as sociable as you are." dedi :)

Ailemizin turizmden sorumlu bakani, hem de Xavier'le tanismis tek kisi olarak Burcu'ya buyuk gorev dusuyor. Benim ucagim yere degdigi saatlerde onlar sightseeing yapiyor olacak. ESRAAAA! Cuma gunu benle bulusup Taksim'de Xavier'le Burcu'yu sobelemeye ne dersin? ;) Aksamina da Cigdem katiliyor bize. Yupiiii !!!

Artik bir sekilde Elif, Alper, Murat, Selen (ki kendisi simdiden mizikcilik yapmaya basladi), Deniz ve Gokhan da gorulmek zorunda... Ya Evren... Lutfen dostlariiiiiim, sadece 2 gun olacak, bana biraz zaman ayirinnnnn ! Ve arada biraz Ingilizce pratik yapin, yapin ki Xavier yanimizda yabanci kalmasin. :))

Ne cok ozledim herkesi... Ya Necla? Yoklugu yine burnumu sizlatacak. Xavier'e anlattigim, sehre dair her anida Necla'nin kulaklari cinlayacak.

Dugunlerini, dogumlarini kacirdiklarimi gorme firsatim bile olmayacak...

Yine de geliyorum... Ablamin mutlu gununde, ailemle, sevdiklerimle, sevgilimle gececek guzel bir zamani iple cekiyorum.

He bir de nisan icin aldigim elbisenin bir yakasi var ki, evlere senlik. Sevgi Hanim'la papaz olmasak bari... (Xavier magazada ilk denedigimde aynen sunu soyledi: Pek Islamik degil bu elbise.)

Simdi... Kimler bekliyor beni? Who is in?? :))

Tuesday, April 10, 2007

cok guzel girdim 26'ya !!!

HEY YILLAR!.. YENILMEDIM SIZE... :)


Bu yil Easter tatilinin dogum gunumle birlikte baslamasi harika oldu. Cumadan pazartesiye bir long long weekend...




Cuma sabahi cok guzel basladim gune. Xavier'in cikolatalari ve hediyesiyle. Hatta yazma ozurlu sevgilim kart bile almis bu yil. Inanamadim!!! Nehir kenarinda yuruyup, azicik guneslenip cok guzel bir bahar gununun tadini cikardiktan sonra Darbucka isimli Arabik bara gidilip bol bol gobek atildi.



Bir onceki gun kontrole gittigimde doktorumun iyiye gittigimi soylemesi ve artik kolluk takmak zorunda olmamak isime geldi :) Topuklu cizmelerime ragmen hic oturmadim.

Ama gecenin yildizlari Ilke ve Xavier'di :) Ilke pullu gumus bir kemerle gelip sikir sikir oynadi butun gece. Aman Allahim Xavier'i gorenler inanamadi, ozellikle bizim Turk arkadaslar. Valla ben ogretmedim, benden once de bu kadar oynakti bu adam :)



Ertesi gun de nehir kenarinda Oxford ve Cambridge universitelerinin kano yarisini izlemek uzere toplandik. Yaris sadece 10 dakikaydi ama biz yer kapabilmek icin 3 saatlik bir piknik yapmak zorundaydik :)
Yukaridakiler Celine ve Almanya'dan onu ziyarete gelen sevgilisi Gerard. Alamanya'dan bir baska misafirmiz daha vardi ki, Nermin'i burda, Londra'da gormek cok guzeldi.



Yaristan sonra Xavier'in evinde barbeku partisi vardi. Off, etler harikaydi :) Biz yemeklerle eglenirken ascimiz balkondaydi...





Naughty chief!



Biraz yaramazdir kendisi ama elinden is gelir. Hic sikayet etmez, babekuyle ilgilenir.


Aa, bu arada markette buldugum bir Turk marka mangallik sucuk, gunun en harika ovgulerini aldi :)

Easter pazartesisini de Kensington Gardens'da gecirdik. Tembel, keyifli bir gundu. Kugulari, kazlari seyrettik. Bu yandaki fotografta tam "Yaaa! Xavier su kuguya bir sey soyle, benimle ilgilenmiyooooo!" modundayim :)


Thursday, April 05, 2007

mira nair'in yeni filmi...


Muson Dugunu'nun yonetmeni Mira Nair'in son filmini izledim dun aksam. Yonetmenin hep isteyip de izleyemedigim bir diger filmi, Kama Sutra. Sanirim bir kadinin yonetmenin bu isimde bir film cekmis olmasi en cok ilgimi ceken. Ama biliyorum ki erotizm yerine asktan bahsediyor o film...
Muson Dugunu, renkleriyle, gelenekleriyle, muzikleri ve kurgusuyla insana pozitif duygular asilarken sevdigim bir seyi daha yapiyordu: bilmediginiz bir "oteki" yer ve yasamlar hakkinda ipuclari veriyordu. Tipki The Namesake gibi...
Filmin tuhaf gorunen ismi cok net bir sekilde anlasiliyor hikaye icinde. Ondan sonra zekice geliyor zaten... Ilk yarim saatte kurgunun fazla duz olmasi, hikayenin cizgisel ilerlemesi ve yeni dogan bebegin hic de yeni dogmus gibi gorunmemesi biraz beni dusundurmus olsa da hikaye ilerledikce cok sevdim filmi, icine girdigimi hissettim.
Amerika'nin yalnizliginda, bir yeni evli Hintli cift. Cocuklarla birlikte hayatlarin da buyumesi... Degerler ve ayak uydurulan modernite. Bu tip hikayeleri cok goruyoruz ya da okuyoruz ama film bize gelenekci olmanin kurtulus oldugunu gostermiyor. Daha elestirel bir tavirla her zaman inanilan ve savunulan degerleri zaman gectikce curutuyor. Yapilan geleneksel evliligin mutsuzlugu, ailenin damadinin bir beyaz Amerikali olmasi gibi... Bu acidan cok gercekci.
Yine dugunler var, yine rengarenk film. Ama bu sefer cenazeler de var. Beni birkac kez aglatan yogun duygularla birlikte.
Genc adamin kafasini kazittigi sahne mesela. Detay anlatmiyorum seyir keyfinizi oldurmemek icin :) Ama derinden etkilendigim bir baska sahne, yikilmis halde bahceye cikan kadinin yalniz cigligi, calacak bir kapinin olmayisi...
Omzum ilk kirildiginda hissettigim yalnizlik onun gibi bir sey miydi? Ben o kadar caresiz olmadim sanirim, sansliyim. Zaten acim ve kaybim da kadininkinin yaninda
cok onemli kalmiyor. Ama bir de yalniz-yabanci-kimsesiz olma hali var.
Insanin icini burkuyor. Sahi Amerika cidden boyle bir yer mi?..

Thursday, March 29, 2007

nefs-i mudafai unutkanliklar


- Sadece bir kere degil, birkac sefer vurdu bana,
dediginde gozyaslarini siliyordu. Daha az once bahsetmisti olduresiye guc kullandigindan. Fakat benim de gozlerimin yasla ve nefretle doldugunu gorunce ekleme geregi duydu:
- Ama ben de cok kotu konustum, hakaret ettim, onu cileden cikardim...

Bir bekar olarak evli arkadaslarla ozellerini paylasmak tehlikeli bir yoldur. Ne diyeceginizi bilemezsiniz. Bir sekilde evlilikler duzelir, arkadasliklar tukenir. Ama Londra'da tanidigim bu genc Turk kadininin soyledikleri karsisinda icsesimi makul olmaya ikna ederek ve o tehlikeli yolu dikkate alarak
- Bak, ne yasarsan yasa ama lutfen bana onun cok iyi insan oldugunu, pisman oldugunu, istemeden yaptigini anlatip durumu mesrulastirma cunku bu sekilde kendini de onun da sebepleri olabilecegine inandiracaksin. Ama bunun sebebi sen olamazsin anliyor musun? Neymis ettigin agir laf? Bu dilde -onun dilinde- edebilecegin en kotu kufur mu, f.ck sozcugu mu? Bu ona canini yakma hakkini mi veriyor...

Gelecek hafta yeniden bulusmak uzere sozleserek ayrildik, ikimiz de biliyoruz ki konusmak onun akil sagligi icin faydali olacak.

Tabii butun gun yasadigim soku atamadim ustumden. Ben kimseyle konusamamistim cunku. Buyuk eski askimin nasil tek eliyle bogazimi sikip digerindeki bicagi gostererek
- Ne yapayim simdi ben seni, oldureyim mi? dediginde...

Ona cevap bile vermemistim. Belki yapamayacagini biliyordum ama gozundeki cinneti de gormustum... Neden o an bitmedi o iliski, bir de ustune 1 bucuk yil daha birbirimizi sevmeye devam ettik? (ettik mi?) Ask var miydi o ara? (gittikce daha da zorlastirmadik mi hayati birbirimize?) Vardi sanirim. Hastalikli bir ask, bir tane daha hastalikli ask.

Nasil kurtuldum icimdeki butun nefretlerden, hatta ofkelerden?

Su an yasadigim cafcafsiz, sade ama huzurlu sevgiden dolayi mi bunca hafif hissedisim? Ben dengelerimi bu sevgiden once kurmustum aslinda. Bu bir erkegin bana yasattigi bir duygu olamayacak kadar bana ait, bana ozgu. Belki de bundan dolayi hafifim su an ve belki de buyuyorum...

Arkadasimin evliligi bir bina oldu bugun gozlerimin onunde, hani vardir ya dinamitle patlatilan binalarin cokme goruntuleri.... Etrafa cok da yayilmadan asagidan kat kat yikilir. Seyrettim sadece sokaktan gecen biri gibi, maalesef. O sirada sehre yagmur yagdi, tozu dumani ortmek istercesine.





Wednesday, March 21, 2007

sol elim sag olsun...

Agrilar biraz hafiflemisken yazabilirim sanirim...

Gecen cuma sabahi yasadigim asiri dusuk tansiyon, 4 dusme ve bir kirik sag omuza mal oldu bana. 2 kere de sert sekilde kafami carpmistim ama neyse ki omuzum disinda ciddi bir problem yok. Ilk gunku bas agrisi da tekrar etmedi, butun testler temiz cikti...

Aman aman diyoum, iyi ki solakmisim. Kirik sol omuzumda olsaydi, benim icin cok daha zor olurdu sag elle yasamak. Bu halde de uyumak zor, gundelik hayat cok zor, ustumu degistirmek imkansiz.

Bir de yardima muhtac olma durumu var. Hal boyle olunca psikoloji de bozuluyor tabii. Msn'e baglaniyorum can sikintisindan. Iletisim hatalari daha cok canimi yakiyor. Bir gecmis olsun demeden, -oha, nasil becerdin dusmeyi- diyenler, abuk sabuk gulen suratlar yollayanlar... Tanidigim insanlar boyle tepkiler verdikten sonra, burada tanistigim insanlarin ilgisizligine sasmamak lazim aslinda. Neyse ki Xavierim var, iyi ki o var. O benim sag kolum...

..................
PS. Kanada'ya dair cok sey var ama tek elle yazamayacagim :) Cok guzel gecti, kisin soguguna ragmen harika bir deneyimdi. Yakinda...

Thursday, February 22, 2007

benim de karanliklarim var(mis)


Bastirdiklariniz vardir sizin de. Zihninizin en ucra koselerinde unuttugunuzu sandiginiz karanlik anilar bir catlak buldugu anda siziverir. Aslinda siziverir demek, durumu hizlandiriyor, dinamizm katiyor ama o kadar cabuk degil. Yillarca ve yilarca karanliklarda yogurulduktan sonra...

Ne istersiniz gecmisten? Hesaplasma?.. Duellolar cekiciligini kaybedeli cok oldu, ilk ergenlik geride kaldigindan beri. Bir yastan sonra biliriz ki cok da anlami yoktur son sozlerin, son hesaplasmalarin, oh iyi ki dedim de icimde kalmadi'larin... Cunku hicbir sey gideremez o duyguyu. Artik daha ciddi sorgulamalar vardir hayata karsi. Ben kucuktum. Masumdum. Kotulukler gordum. O zaman bende olamazdi hata, dunyanin bir sorunu olmaliydi. Ben bir seyleri cozebilir miyim hala?
Izledigi bir sinema filmini birkac ay kulucka doneminde
saklayan zihin, bir zaman sonra onu da ortaya cikarip gerceklerle
harmanlayip zehrini akitir mi...
Beyinden genize, ordan butun vucuda akan bir zehir.

Tuesday, February 13, 2007

see what all the noise is about!

Gectigimiz cumartesi, hayirli bir is yaptim, sevgililer gunu hediyesi olarak Stomp'a iki bilet aldim...






Londra'da 5 yildir sahnelenen Stomp, bir yildir gormek istediklerimden biriydi, Xavier'in de istedigini bilmek isime geldi... Biraz erken kutlamis olduk 14 Subat'i ama olsun, sovdan ciktigimizda ikimiz de cok memnunduk.


Sahnede 8 kisi... Once uzun sapli supugelerle ritim tutuyorlar, sonra kibrit kutulari, yerdeki talas, su birikintileri, kendi vucutlari, tencere, tava, cop tenekesi, gazete kagidi, poset hisirtisi... Bunlarin hepsi ayri bir enstruman. Bir ara step dansi da yaptilar. Anlayamadim bunlar muzisyen mi, dansci mi, cimnastikci mi!! Tencere ve tavalari oyle bir kullandilar ki, muhtemelen 2 tanesi profesyonel bateristti...




Komedi unsuru da cok iyiydi. Beden diline ve muzige harika espriler katmislar...





Cok hastaydim, cantamda mediller ve surupla gitmistim, neyse ritimlerini bozacak kadar oksurmedim :)






Thursday, February 08, 2007

KAR

Bu sabah penceremden gorunen manzara tam da boyleydi...Oysa gecen kis hic kar yagmamisti Londra'ya. Ama ben sasirmiyorum, ben ogrenciyken, Izmir'e de kar yagdirmamis miydim...

Nuri Bilge Ceylan'in Uzak'indan sahneler geldi gozumun onune. (Bir lutuf olmali o seneki kar, bir fotografci-yonemen icin) Bu arada Uzak buradaki muzik-DVD marketlerde gordugum tek Turk filmi...

Mutlu oldum tabii uyanir uyanmaz bembeyaz catilar gorunce. Orhan Pamuk'un, romandaki yuzlerce sayfalik kar tasviri geldi aklima. Kar nasil da orter her seyi. Izler kapanir bir guzel, ucsuz bucaksiz bir beyazlik... Hem bosluk hem masumiyet... Sebepsiz bir mutluluk...


Gerci burda coluk cocuk kartopu oynayanlari gormedim. Ama belki de dedim, benim icin yagdi bu kar... Dunku mutsuzlugumu ortmek icin...

Dun ABD konsoloslugundan ciktigimda hicbir sey hissetmiyordum. Kufur edemedim, sinirden aglayamadim. Sadece bir bosluktu. Koca koca adamlarin bana Hayir, Necla'yi goremezsin sen! dedigini idrak edemedim. Soracak sorulari ya da eksik hicbir sey yoktu. Bana direkt soylenmeyen tek problem, pasaportumun rengiydi.

Simdi hala Necla'yi Kanada'da gorme ihtimalim var. Ama onun evinde onun fincanlariyla cay icmeme ya da kedisi Captain Jack'i sevmeme izin yok. Belki de Japonya ya da baska bir ulkeye gidebiliriz Xavier'le. Simdi yeni bastan bir plan...

Hayatimin filmlerinden Herkes Kendi Evinde'de (Semih Kaplanoglu, 2001), acilis sekansinda, barda karsilastigi adama der ki Selim:
- New York benim hobimdir.
Selim daha once New York'a hic gitmemistir ama butun caddelerini, her kosesini bilir...

Oysa benim icin sadece bir sehir, bir fon'du...

Sunday, February 04, 2007

Anneler ve kizlari :)


- ... Ben de hizma takmak istiyorum iste...
- Ne? Nerene?
- Hizma bu, nereye takilir?
- Bak NesliHAN!.. (eger Sevgi Hanim bu son uc harfi eklemisse sinir katsayisi yukseliyor demektir :) ) Benim asla iznim yok buna!! Sonra yarin obur gun de -anne bak bu piercing'im, bu da dovmem- diye gelirsin karsima. Eger hizma falan takarsan gozume gorunme.
- Anne cidden cok hossun, yani ben Istanbul'a gelecegim de sen beni gormeyeceksin!! Ya kendimi 14 yasinda gibi hissediyorum, hatta ben 14 yasindayken bu kadar bagirmadin sen bana...
- Sen de o zaman yasina uygun davran, abuk sabuk seylerin pesinde olma. Bir suru sinir var burnunun etrafinda, tehlikeli olabilir.
- Amma yaptin anne. Anadolu kadininin yuzlerce yillik gelenegi bu...
- Anadolu kadini mi? Sen ne zaman tarlada calistin; tarlada cocuk dogurdun da gobegini tasla mi kestin, nehir kenarinda elinde camasir mi yikadin?..
- Anne ya harikasin, valla cok guluyorum su an... :)
- NesliHAN (yine ayni vurgu yapilmistir!), ben cok ciddiyim! 5 yil o camasirlarini tasidin Izmir'den de elinde bir cift corap yikamadin. Simdi bana kalkp da Anadolu kadinindan bahsetme!! Aa, yeter be! Artik hayatiniza bir yon verin. (BURADAKI COGUL EKIYLE ANLARIZ KI ABLAM DA MEVZU BAHISTIR VE IS HIZMADAN CIKMISTIR) Kac yasina geldiniz, ne yapacaksaniz yapin artik ama azicik akilli seylerle ugrasin!

...

Gecen pazartesi annemle bu telefon konusmasinin ardindan kafamda kirik kabugumla, kara civciv Calimero oluverdim. Kendi kendime 26 yasindayim, dedim... Cok guldum, bir guzel azar isittim. Ama Anadolu kadini mevzusu gercekten harikaydi :)

P.S. KUZENLERIM, SIMDILIK BIR SEY SOYLEMEK YOK ANNEME, ONA GORE... BENDEN DUYSUN ISTERIM. :)

Thursday, January 25, 2007

Sanirim 2006'nin en iyi filmi...


3 aydir bekledigim Babel, nihayet vizyonda. Inarritu uclemesinin en begendigim filmi oldu bu. (Amores Peros - 21 Grams - Babel)

Carpici, belki tokat gibi. Bu yuzden eglence arayanlara tavsiye etmiyorum. Gercekler var bu filmde. Bogazimda dugum dugum kalan duygular. Dun gece filmden ciktigimdan beri, uyudum, uyandim, hala etkisindeyim. Biliyorum ki birkac gun daha surecek bu, sinemayi iste bu yuzden seviyorum. Siradan hayatlarimizi oyalayacak bir sure. Ama dusunduklerim var filmle birlikte, bunlar cok degerli.

Xavier de benimle ayni seyleri hissetmis ve ikimiz de Amerika seyahati hakkinda dusunmusuz filmi izlerken. Ama cok sevdigim dostlar var bu seyhatte, onlar icin hala istiyorum!! Amerika'da yasamak istmezdim sanirim...

Monday, January 22, 2007

Utaniyorum.

LUTFEN KONUSUN...

Cuma aksami evden cikmak uzereyken Jessica sordu bana Istanbul'da oldurulen bir gazeteci... Hecelemesiyle anladim bunun bir Ermeni ismi oldugunu. Hemen interneti karistirdim ve ogrendim Hrant Dink cinayetini. Bugunlerde tuhaf bir hassasligim var zaten, o ayri, ama butun cuma aksami kendime gelemedim. Agladim, Xavier'e anlattim, uzuldu ama neden bu kadar etkilendigimi anlayamadi. Dunyanin sorguladigi Turkler, Ermeniler, onlara gore bizim soykirimi inatla kabul etmememiz, Istanbul'da gupegunduz bir cinayet... Aklim almiyor, nasil bir dunyada yasiyoruz ve nereye gidiyoruz...

www.milliyet.com.tr/2007/01/22/yazar/dundar.html Bugunku Can Dundar yazisini okumanizi tavsiye ediyorum. Gercekten bir 6-7 Eylul lekesi daha mi suruluyor alnimiza, neler oluyor...

Anlatmaya calisiyorum burdakilere, bu Ermeni yazarin son yazisini okudum internette, Turkiye'deki Ermeniler Amerika ya da Fransa'dakiler gibi degiller, mutlular Turkiye'de yasamaktan... Dink, uluslararasi hukukta yasadigimizin sorunlarin aksine barisci tutumuyla one cikmali, takdir gormeliydi. Ve biz simdi onlari korkutup zorluyor muyuz gitmeye?.. Iste bu yuzden utaniyorum. Aklim ve fikrim o gerici beyinlerden cok uzak elbette ama yine de sorumluluk hissediyorum.

Istanbul'daki dostlar, fiziksel yakinliginizdan oturu, lutfen yapabileceginiz her hangi bir sey varsa, bir sekilde rahatsizliginizi dile getirin. Protesto edin, bu olayin acisini tasidiginizi iceren mailler forwardlayin birbirinize. Biktim ben 7 kisiye gonderince gerceklesecek mucizelerden, meleklerden, Cin tilsimlarindan. Konusun. Evde, is yerinde, arkadaslarla... Lutfen bu konu hakkinda konusun.

Bazen sikici oldugumu biliyorum ama ben boyleyim... Yine de iyi bir hafta diliyorum herkese.

Wednesday, January 17, 2007

Yollara cikmak bile kolay degil...


Besmele cekerek zarfin yapiskanli yuzeyini yaladim bugun. Lutfen Allahim...

Turksen, muslumansan oyle kolay degil istedigin yere gitmek. Avrupa'da da Yeni Dunya'da da bu boyle. Oyle AB vatandaslari gibi elini kolunu sallaya sallaya, sinir kapilarinda sadece pasaportunu gostererek gecemezsin. Oncesinde bir suru belge, bir suru stres, masraflar, ekstralar... Yedi sulalesini sorarlar adama ve formlardaki butun kutucuklari doldurup evet amcam katildi, teyzem uyusturucu ticaretinden 10 yila mahkum edildi ve 3. yilinda firar etti, erkek kuzenim tecavuzden araniyor, ablam devleti dolandirdi.... diyesin gelir. Yine de hep bir uzaklari gorme arzusu vardir, ona kiyamazsin.

Bugun Kanada vize basvurumu gerceklestirmis bulunuyorum. Gecen cuma gunu hazirdi her sey guya, aksilikler ve ekstra sorunlarla gecikmeli olarak hallettim nihayet. Umarim yolunda gider de Montreal'de Fancois'i ziyaret edebiliriz. Tabii ki sonraki adim USA konsoloslugu. Bekle beni Necla!..

Yol arkadasim, ki sevgilim olur kendisi-son 10 aydir da en yakin arkadasim diyebilirim, Xavier beyin vize gibi bir deri yok. Sadece pasaportunu ustunde tasimasi yeterli!! Peki nerede ilahi adalet, Tanrim?! Neyse ki ben butun bu sureci, stresi bol bol paylastim onunla :) Bana cok yardimci oldu. Bari kesinlesse de su seyahat o da rahatlasa...

Gelismeleri paylasmaya devam edecegim...



Benim bu hafta sonu biraz dagitmaya ihtiyacim var-bu vize durumu degil, farkli bir sebepten oturu elbette. Yaprakli postu gorenler anlayacaktir ne demek istedigimi... Bol bol dans etmeliyim. Biliyorum henuz carsamba ama herkese harika bir hafta sonu diliyorum simdiden!!


Sunday, January 14, 2007

Bir ruzgar esiverir...


Kelebek konacak bir yaprak arar... Ruzgar savurdukca savurur.

Bir haftalik omurde, elbet butun yollar uzundur.

Wednesday, January 10, 2007

Wednesday, January 03, 2007

Hos bulduk!



Yeniden yagmurlu, soguk, gercek bir Londra kisindayim, kahvem hazir, yilbasi ve bayram kutlama maillerini cevapladim. Iste burdayim!

Stevenage isimli kasabada, yogun ve cok guzel bir Christmas'in ardindan Bruksel... Yeni bir sehir, bir baskent daha, tursitcilik oyunu :), harika bir yeni yil partisi... Anlatacak cok sey var, henuz fotograflar elime gecmedi. Onlari yukleyip guzel bir sehir turu yapmak lazim okuyuculara.

He yedigin ictigin senin olsun, gezip gordugunu anlat derseniz isimiz zor... Zira Bruksel demek, cikolata, bira ve chips demek :) Ve benim icin sevgilimin sehri, onun arkadaslari ve mutlu hayati demekti. Mutlulugun oldugu her an, huzun de kol gezdi yanimda. Ama bunlari bir kenara birakmak lazim...

(Bir de Xavier'in sebek modu vardi yilbasi partisinde, ki fotograflarda goreceksiniz :) Kendimi sansli hissettim, dans eden tek erkek oydu, bense cok eglendim...)

Aslinda simarigim da azicik. Bayram ve yeni yil mesajlari gordum donunce, blogumda, mail adreslerimde. Unutulmama hissi, uzaktakiler icin efervesan tablet gibi!

Umarim herkes harika vakit gecirmistir bu 2 hafta boyunca.

Dun gece yazdigim tek cumlelik mesaja takilmasin kimse. Hatirlamak icin yazdim; alaboralardan sonra kavustugumuz dinginliklerin degerini anladim bir kez daha. Sahip oldugum gucu hatirlamak icin bunlara ihtiyacim yok oysa...

Cok enerjik, bol kahkahali, deli deli gunler diliyorum size :)

Ben zaten coktandir...

Artik kisa cumleler kuruyorum...

Thursday, December 21, 2006

Bana musade...


Dostlar, Nesli once Londra disina yola cikar Christmas icin. Sonra gelir gelmez ayaginin tozuyla Bruksel yollarina duser 28 Aralik'ta...

Yani demem o ki, uzun sure yokum burada, buyuk ihtimalle internete de baglanamayacagim :(

Off bir suru is var, valiz hazirlamaliyim. Yazmak istediklerim de var, birkac gun once gittigim film mesela Shortbus... Neyse artik donunce...

Dun ilk Christmas hediyemi aldim, cok cici paketli kucuk bir kek. Ve aksam Neclamla konustum uzun zaman sonra. Haber almak cok iyi geldi. Gecen sene, yilbasi yemegimi Necla'larda yemistim... (Sonra ben partiye gittim, Necla evde kocasini bekledi!!) Nasil guzeldi birlikte olmak... O da bloguna Christmas cilginliginin New York ayagini yazmis. Tam da tahmin ettigim gibi!! Hala bloguma link eklemeyi beceremiyorum ama siz www.neclavemehmet.blogspot.com dan Necla'nin kocasi Memo'nun cektigi harika NY fotograflarini gorebilirsiniz...

Sonra bir de bu sabah... Deniz'den gelen Istanbul adresli eposta harika bir hediyeydi benim icin. Agladim biraz, sonra guldum... Nasil ihtiyacim var konusmaya. Ve benim guzel arkadasim ne guzel seyler salik vermis bana...

Dedigim gibi, yeni yila Bruksel'de sevgilimle giriyorum. Eminim cok guzel gececek. Bir de 1 gunlugune Amsterdam'a gitmek icin sansimi zorlayacagim :) E 2 saatcik canim, arabayla... Schengen vizemin suresi dolmadan....... Lutfeeeeen! :) Fotograflar ben donunce, bu adreste!


HAPPY NEW YEAR !
Yilin bu donemlerinde hep senenin bilancosunu cikarmaya alisan ben, bu aliskanligimi birakmaya karar veriyorum. Bir yil daha zenginlesti iste hayatlarimiz. Nasilsa her sene yasanacak yeni birseyler var...

Geriye bakmadan, yarinlarla mutlu olacagimiz yepyeni bir yil dilegiyle!

Uzaktakiler... Elif, Necla, Mehmet, Serra... Bizim icin daha cok eglenmek, eglenerek ozlemlerimizi bastirmak zamanidir simdi, degil mi... ;)

Friday, December 15, 2006

Yazabilenlerin kalemine saglik...



Bu sabah gordum Ece Temelkuran'in eski yazilarindan birinde.

Aska dair:

"...Kimin daha çok acı çektiğine gelince... Eli kalem tutan hangisiyse odur en çok acı çeken. Çünkü tarihi kazananların yazması gibi aşkın acısı da mektupları yazanda kalır..."

Bu kadinin duyarliligina, yasama ve anlamlandirma bicimine yillardir hayranim. Ama hissiyata ve yazmaya dair bu kadar yalin bir kesif olabilir mi?.. Hep boyle yasamadim mi ben aski...

Monday, December 11, 2006

Christmas sakaya gelmez...

Eylul sonunda Christmas alisverisi basladiginda gulmustum. Daha cook var, dedigimde, sadece "a couple of months!!" kaldi dediler...

Sonra Kasim ortalarinda sevgilim "Artik ailem icin hediyeleri almam lazim." diyince dalga gectim, ne bu acele diye. Son haftalarda istedigin hediyeleri bulamazsin bu yuzden erken baslayip birkac haftada tamamlamak gerekirmis. Benim saskinligim uzerine aciklamaya calisti, "Nesli bu Christmas, en buyuk sey, yilin en onemli donemi. Inancli bir Hiristiyan olmayanlar icin bile buyuk bir aile gelenegi..."

---
2 Aralik cumartesi gunu, hazir Xavier Barcelona'dayken ben de onun hediyesine bakayim diye merkeze gitmeye karar verdim. Hadi dedim bugun vaktim var, metroya binecegime otobusle etrafi seyrede seyrede gideyim... Allah Allah... neden bu otobusler Marble Arch'ta duruyor, Oxford Circus'a kadar gitmeleri lazim!! Neyse yururum biraz, nasilsa butun gunum bos, arkadaslardan da ses cikmadi...

Ve Oxford Street'in basina gelinip de gorulur ki butun cadde ve hatta Regent Street arac trafigine kapali, her yer suslenmis isiklandirma tamamen hazir ve milyonlarca insan! Bu siradan bir cumartesi degil, bu alisveris festivali!! Yollarda sovmenler, jonglorler, magazalarin icinde kucuk orkestralar, animatorler... Her yerde Christmas sarkilari ve milyonlarca insan... Iyi de daha 3 haftadan fazla var Christmas'a!! Kasa kuyruklari, durup yolda, hatta magazalarin icinde fotograf cekilenler, bu ozel gunun tadini cikaranlar ve bir yanda aisveris yapmaya calisanlar... Birkac magazaya girip ciktim, hediyemi belirledim, hafta ici gelip almak uzere kafamda isaretledim. Zira o kuyruklar beklenmezdi kasalarda. Ve milyonlarca insan hala etrafimda beni kusatmis haldeydi. Vakit ilerledi karnim acikti, bir yere girip bir seyler yiyemedim. Kalabalik ve kuyruklar her yerdeydi. Ve milyonlarca insan da!! Artik iyice yoruldugumda ve cok aciktigimda bir bufe bulup da ayakustu atistirabildim... O sirada bir Turk arkadastan aksam icin Salsa bara gitme teklifi aldim onun Brezilyali arkadaslariyla. Ama ayaklarim coktan istifa etmisti bedenimin tasiyicisi olmaktan. Kendimi hemen eve atmaliydim. Bitmedi. Anya ve Jonah'in hediyelerini aldim, bunun icin kuzeye gitmem gerekti. Nihayet eve ulastigimda coktan aksam olmustu.

Cumartesi gunu en az 15 tane olan benim sevgilim icin sectigim sey, carsamba gunu gittigimde btimisti! Buyuk bir hayal kirikligi yasadim, benzerleri vardi ama onun kadar guzel degillerdi... O zaman anladim, Xavier hakliydi!! Christmas sakaya gelmezdi... Buldugunu hemen alacaksin. 2 saatlik kuyrukta bekleme pahasina! Bunun alternatif maliyeti olarak iki gun daha arastirdim ve cuma gunu hayirlisiyla hosuma giden bir sey aldim. Bakalim umarim begenir. E artik begenmek zorunda!!